Birleşik Patent Mahkemesi'nin (“UPC”) uluslararası yargı yetkisinin kapsamı, patent yargılamaları alanında son dönemde en dikkat çekici ve özet başlıklarından biri haline gelmiştir. 2023 yılında faaliyete geçen mahkeme, kuruluş amacı doğrultusunda Avrupa'da yeknesak ve merkezi bir patent araştırma sistemi oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak son zamanlarda güncel kararları ile UPC'nin yargı yetkisini yalnızca anlaşmaya taraf devletlerle sınırlı tutmayıp, taraf olmayan ülkelerde de kraliçelerin şekilde genişlettiği görülüyor.
Güncel Kararlar Işığında Birleşik Patent Mahkemesi’nin Sınır Ötesi Yargı Hamlesi ve Diğer Devletlerin Egemenlik Refleksi Üzerine Bir Değerlendirme
Esasen Avrupa Birliği (AB) mahkemelerinin sınır ötesi yargısı veya UPC’nin devreye girmesiyle verilen ismiyle “Long-Arm Jurisdiction” meselesi, kaynağını sınır-aşan ihlal uyuşmazlıklarında AB üyesi ulusal mahkemelerin Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) yönelttiği ön karar sorularına verilen cevaplardan almaktadır.
Avrupa patentleri ile ilgili uyuşmazlıklar bakımından “Long-Arm Jurisdiction ” tartışmasının başlangıç noktası çoğu zaman ABAD’ın 25 Şubat 2025 tarihli, C-339/22 sayılı BSH Hausgeräte GmbH vs Electrolux AB uyuşmazlığındaki içtihatı olarak kabul edilmektedir. Bunun nedeni, AB mahkemelerinin sınır-aşan yetkisi meselesinin ilk kez bu davada ortaya çıkmış olması değildir. Zira bu çizgide özellikle Roche Nederland BV and Others v Frederick Primus and Milton Goldenberg ve Solvay SA v Honeywell Fluorine Products Europe BV. dosyalarındaki içtihatlar belirleyici kabul edilir. BSH Hausgeräte GmbH vs Electrolux AB içtihatını öne çıkaran husus esasen daha önce dağınık halde bulunan ABAD içtihatlarını patent ihlali iddiası ve hükümsüzlük savunması bağlamında sistematik biçimde yeniden yorumlamış olmasıdır.
Söz konusu uyuşmazlıkta BSH, Electrolux’ün çeşitli Avrupa ülkelerinde yürüttüğü faaliyetlerin, aynı Avrupa patentinden kaynağını alan, Türkiye’nin de dahil olduğu farklı ulusal patentleri ihlal ettiğini ileri sürmüş; davayı ise davalının yerleşim yeri mahkemesi olan İsveç’te açmıştır. Electrolux ise yetki itirazında bulunarak, bir ulusal mahkemenin yalnızca kendi ülkesinde geçerli patent ihlallerini inceleyebileceğini, diğer devletlerde geçerli patentler bakımından karar veremeyeceğini savunmuştur. Yargılamayı yürüten mahkeme, Brüksel I-bis Tüzüğü’nün 4. Maddesinde düzenlenen temel yetki kuralına göre davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili mahkeme olacağı kuralının aynı Tüzük’te yer alan ve hükümsüzlük davaları bakımından patentin geçerli olduğu devletin mahkemeleri için münhasır yetki öngören düzenlemeler karşısında nasıl uygulanacağı konusunda tereddüde düşmüş ve meseleyi ön karar yoluyla ABAD’a taşımıştır.
ABAD kararında belirleyici olan ayrım, ihlal davası ile patentin hükümsüzlüğü arasındaki ilişkinin niteliği olmuştur. Mahkeme, bir patentin hükümsüzlüğü hakkında karar verme yetkisinin ilgili devlet mahkemelerine ait olduğunu teyit etmekle birlikte, bu münhasır yetkinin ihlal davalarında davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkisini ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle, davalının patentin geçerli olmadığı yönündeki savunmasının, ihlal incelemesi bakımından tek başına mahkemeyi yetkisiz kılmayacağı; geçerlilik meselesinin ya ihlal incelemesi bakımından ön koşul olarak değerlendirileceği ya da ayrı bir hükümsüzlük davasına bırakılacağı, fakat ihlal yargılamasının devam edeceği içtihat edilmiştir.
ABAD’ın BSH v. Electrolux kararından sonra, aynı Avrupa patentinin birden fazla ülkede ihlal edildiği iddiasıyla UPC nezdinde açılan davalarda uluslararası yargı yetkisinin nasıl belirleneceği ayrı bir önem kazanmıştır. Özellikle, ihlalin gerçekleştiği ülkeler arasında AB’ye — dolayısıyla UPC’ye — taraf olmayan; ancak Avrupa Patent Konvansiyonu’na taraf oldukları için söz konusu Avrupa patentinin valide edildiği devletlerin bulunması halinde UPC’nin nasıl bir yaklaşım benimseyeceği kritik hale gelmiştir.
Bu mesele, başta Türkiye, Birleşik Krallık, İsviçre ve Norveç olmak üzere EPC’ye taraf fakat AB/UPC sisteminin dışında kalan ülkeler bakımından özel bir hassasiyet taşımaktadır.
Nitekim, 28 Ocak 2025 tarihinde UPC’nin Düsseldorf Yerel Dairesi tarafından verilen UPC_CFI_355/2023 sayılı Fujifilm v. Kodak kararında, davalıların AB üyesi bir devlette ikamet etmesi yeterli görülerek UPC’nin, bir Avrupa Patentinin Birleşik Krallık kısmına yönelik ihlal iddiaları hakkında da karar verme yetkisine sahip olduğuna; ancak UPC’nin, Avrupa Patentinin Birleşik Krallık’ta valide edilmiş ulusal kısmını “erga omnes” etki doğuracak şekilde hükümsüz kılma yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir. Bununla birlikte aynı kararda UPC, bir Avrupa patentinin Birleşik Krallık’ta valide edilmiş ulusal kısmına ilişkin olarak UPC nezdinde görülen bir ihlal davasında davalının, Birleşik Krallık’ta ayrı bir ulusal hükümsüzlük davası açmak zorunda olmaksızın geçersizlik savunması ileri sürebileceğine; bu durumda UPC’nin, geçerliliği yalnızca ihlal incelemesi bakımından ön koşul olarak değerlendireceğine de hükmetmiştir.
Bir Avrupa patentinin, UPC sistemine taraf olmayan bir ülkede ihlal edildiği iddiasının UPC önünde ileri sürüldüğü dikkat çekici kararlardan bir diğeri de, Milan Yerel Dairesi’nin 8 Nisan 2025 tarihli ORD_64124/2024 numaralı Alpinestars S.p.A. v. Dainese S.p.A. kararı olmuştur. Söz konusu kararda Milano Yerel Dairesi, UPC’nin uluslararası yetkisini Brüksel I-bis Tüzüğü m. 4 ile m. 71b(3)’ü birlikte yorumlayarak değerlendirmiştir. Mahkeme, davalının UPC’ye taraf bir devlette yerleşik olması halinde, ihlal iddiaları arasında yeterli bağlantı bulunduğu sürece taleplerin yalnızca UPC üyesi devletlerle sınırlı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık Avrupa patentinin ulusal parçalardan oluşan yapısının devam ettiği özellikle belirtilmiş ve incelemenin her ülke bakımından ilgili ulusal hukukun ayrı ayrı uygulanması suretiyle yapılacağı ifade edilmiştir. Mahkemenin davalının AB içinde ikamet etmesi ölçütünü merkezî ve belirleyici unsur olarak konumlandırması Avrupa patent hukukunda uluslararası yetki tartışmalarını yeni bir eksene taşımıştır.
AB’ye ve dolayısıyla UPC’ye taraf olmayan ülkeler, UPC’nin bu geniş ve “yeni” yaklaşımının hukuki ve hakkaniyetli temelini sorgularken; UPC Hamburg Yerel Dairesinin, UPC nin sınır aşan yetkisi meselesine bambaşka bir boyut kazandırmıştır. Hamburg Yerel Dairesinin 14 Ağustos 2025 tarihli UPC_CFI_387/2025 sayılı Dyson Technology Ltd v Dreame Technology (Tianjin) Co., Ltd. kararına konu olayda davalı, AB üyesi bir devlette mukim değildir. Davalı esasen AB dışında mukim üreticidir ama UPC bu defa da ürünlerin Avrupa’ya tek bir ticari plan ve organizasyon kapsamında sokulması ve satılmasından hareketle yine de yetkili olacağını savunmuştur. Mahkeme, davalının AB de mukim olmasa da faaliyetlerinin Avrupa’da yerleşik bağlı şirketler ve operasyonel altyapı aracılığıyla yürütmesi nedeniyle uyuşmazlığın Avrupa ile yeterince sıkı bağlantıda olduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak yetki sadece davalının hukuki yerleşim yerine değil; Avrupa pazarına yönelmiş ekonomik faaliyetin merkezine bağlanmış; UPC, yetkisini klasik yerleşim yeri tekniğiyle değil, Avrupa’ya yönelmiş tek ekonomik ihlal davranışı üzerinden kurarak fiilen genişletmiştir.
UPC’nin bu son dönemde verdiği kararlar birlikte değerlendirildiğinde, UPC’ye taraf olmayan ülkelere “uzanan” yargı yetkisinin önce inşa edildiği sonra genişletildiği görülmektedir.
Avrupa Birliği’nin özünde ekonomik bir yapı olduğu ve hukuki araçlarının önemli ölçüde bu ekonomik yapıyı destekleyecek şekilde kurgulandığı açıktır. Sadece AB üyesi devletlerin taraf olabildiği ve yetki rejimini doğrudan AB hukukunun Brüksel I-bis Tüzüğü’nden devralan Birleşik Patent Mahkemesi’nin zaman içinde uyuşmazlığın tüm taraflarının eşit biçimde temsil edileceği nötr bir yargısal forumdan ziyade; AB içi ekonomik faaliyetlerin etkin korunmasını merkeze alan bir modele yönelmesi bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte, konu, bir mahkemenin uluslararası yargı yetkisi olduğunda devletlerin egemenlik alanı ve yargısal hâkimiyet ilkesi özel bir ağırlık taşır. Bu nedenle UPC’nin sınır-aşan yetkiyi giderek genişleten yorumunun ölçülülük ve öngörülebilirlik sınırları içinde tutulması gerekir; aksi halde üçüncü devletlerin kendi yargı alanlarını koruyucu ve UPC kararlarının etkisini sınırlayıcı karşı tedbirler geliştirmesi kaçınılmazdır.
Bu kapsamda akla ilk gelen, son yıllarda çok da popüler olan, “dava yasağı hakında tedbir” (“anti-suit injunction”) kararlarıdır. Bilindiği üzere dava yasağı hakkında tedbir kararı, bir mahkemenin, davanın taraflarından birinin başka bir yargı alanında dava açmasını engellemek için verdiği ihtiyati tedbir kararını ifade eder.
Nitekim, UPC’nin Mannheim Yerel Dairesi, 22 Aralık 2025 tarihli ve UPC_CFI_936/2025 sayılı InterDigital ile Amazon arasındaki standarda esas patent (SEP) uyuşmazlığında InterDigital’ın talebi üzerine, bir anti-suit injunction (ASI) türü olan anti-interim-licence injunction (AILI) kararı vermiştir. Söz konusu davada InterDigital, Amazon’un Birleşik Krallık mahkemeleri nezdinde bir tedbir talebinde bulunarak, IntrerDigital’in UPC önünde patent ihlali davası açmasını engellemeye teşebbüs edeceğinden endişe ettiğini ileri sürmüştür.
UPC Mannheim Yerel Dairesi, verdiği karar ile Amazon’un Birleşik Krallık mahkemeleri önünde anti-suit injunction (ASI) başvurusu yapmasını veya InterDigital’ın UPC nezdinde ihlal davası ikame etmesini engelleyebilecek eşdeğer nitelikte herhangi bir hukuki veya idari yola başvurmasını yasaklamıştır. Söz konusu karara cevaben Birleşik Krallık mahkemesi de sessiz kalmamış ve yargı egemenliğini korumak istemiştir. Birleşik Krallık mahkemesi öncelikle UPC’nin verdiği bu tedbirlerin İngiltere’deki davada talep edilen nihai hukuki korumayı da kapsadığı yorumunu yapmış; ve İngiltere’de yürütülen esas RAND (makul ve ayrımcı olmayan koşullar) yargılamasının devamını güvence altına almak amacıyla Amazon lehine bir anti-anti-suit injunction (AASI) kararı vermiştir.
InterDigital v. Amazon kararında görüldüğü üzere, UPC’nin sınır-aşan yetkisini geniş yorumlayan yaklaşımı, yalnızca teknik bir yetki tartışması olmaktan çıkmış; doğrudan devletlerin yargısal egemenlik alanına temas eden bir mesele hâline gelmiştir. Mannheim Yerel Dairesi’nin AILI kararı ile Birleşik Krallık Patent Mahkemesi’nin buna cevaben verdiği AASI kararı, farklı yargı çevrelerinin kendi yargı yetkilerini ve usul ekonomilerini koruma refleksinin somut bir tezahürüdür. Bu gelişmeler, çok merkezli patent uyuşmazlıklarında “karşılıklı tedbir” (injunction vs. anti-injunction) sarmalının ne kadar hızlı tetiklenebileceğini göstermektedir.
---------------
Aysel Korkmaz Yatkın & Selin Sinem Erciyas